Sürdürülebilir Yaşam Alanları Tasarımı
Benko Ana Sayfa
 
 
SYA Faaliyetlerimiz

Olumsuz Kanıtlar

İnsanoğlu olarak dünyanın doğal denge ve döngülerine vermekte olduğumuz zararları farketmemiz, bilmemiz, kabullenmemiz gerekiyor. Çok karmaşık, zor konular bunlar ve çoğu kişi için aşırı ürkütücü olabilir. Ama gözardı etmek çözüm değil, aksine problemin büyümesi demek. Durumun ne kadar ciddi ve kötü olduğunu bilmek, gidişatın değişmeyeceği anlamına gelmemeli. Karamsar olmanın hiç kimseye faydası yok.

Durumun ciddiyetini farketmek, bir an önce harekete geçmek için 'aciliyet' hissini artırmalı. Eğer artan sayıda insan problem olmaktan çıkıp çözüm olmak üzere adımlar atmaya başlarsa, çözüme o denli yaklaşabiliriz. Bu alanda ağırlıklı olarak ÇÖZÜM'leri anlatıyoruz ancak problemi de kavramak gerekir ki, çözüm aranabilsin.

 

Temel Problem:

Sınırları olan, kaynakları kısıtlı bir ortamda

  • Artan oranda çoğalma,
  • Artan oranda kirletme,
  • Artan oranda şehirleşme
  • Sürdürülemez !!!

DÜNYAMIZ ve DOĞAL KAYNAKLARI KISITLIDIR !

Dünyanın herhangi bir yerinde, en elverişli iklim koşullarına, en bereketli toprağa sahip bir arazi bile;

  • ancak kısıtlı bir hacimde ürün verebilir;
  • kısıtlı bir oranda yağmur suyu alabilir;
  • kısıtlı bir hacimde hammadde sağlayabilir ve kısıtlı bir oranda çöplerimizi depolayabilir.

 

Sürdürülülebilirlik şimdiki ihtiyaçlarımızı karşılarken gelecek için gerekli kaynakları yok etmemek, tehlikeye atmamak; çocuklarımıza, torunlarımıza makul bir hayat fırsatı bırakabilmek demektir.

 

İlerlemek, gelişmek, artan insan nüfusunun ihtiyaçlarını karşılamak zorundayız.

Peki ilerlerken, gelişirken temel yaşam kaynaklarımız olan doğanın denge ve döngülerine ne yaptık?

 

Hava, Su, Toprak

Temiz hava, temiz su, temiz toprak aslında temel insan hakları arasında olması gereken en temel yaşam kaynaklarımızdır. Hava, su, toprak temiz olursa temiz gıdadan bahsedebiliriz. Hepimizin ortak yaşam kaynaklarımızda çok ciddi sorunlar var ama bu sorunlara yeteri önem verilmiyor ve sorunlar da katlanarak büyüyor.

 

Temiz Su

Dünya yüzey alanının %70.8'si sularla kaplı olsa da, sadece %3'ü tatlı sudur ve bunun çoğu da kutuplarda, buzullarda kilitli.

  • Dünya suyunun sadece binde 5'i insanlık tüketimine açıktır.
  • İnsanlık 20. yüzyılda tatlı su tüketimini 6 kat artırdı.
  • Tatlı su tüketiminin %75’i tarıma gider – genelde mahsul sulamada – endüstriyel kullanım %20 civarındadır ve geri kalan %5 te evlerde kullanılır.

 

  • Dünya çapında kirli su nedeniyle günde 14000 kişi ölüyor – en büyük ölüm sebebi.
  • Çin’de şehir sularının %80’i kirli – yarım milyar çinli temiz suya erişemiyor.
  • ABD’de nehirlerin %45’i kirli.
    • Endüstriyel tarımda kullanılan suni gübreler yeraltı ve yerüstü sularına karışıyor.
    • Birçok endüstri atıklarını yeraltına boşaltarak yeraltı sularını veya direkte derelere boşaltarak dereleri, gölleri, denizleri kirletiyor.
  • Dünyanın yeraltı su kaynaklarının yarısını tükettik. Haber kaynak linki
  • Ülkemizde de durum farklı değil.

 

Temiz, Canlı, Bereketli Toprak

 

  • Son 40 yılda canlı üst toprağın üçte birini kaybettik: kirlilik, yanlış tarım, erozyon... Haber kaynağı linki

  • Korkunç tablo: Türkiye’de son 10 yılda Belçika büyüklüğünde toprak kaybı… Haber kaynağı linki

  • Normalde 2 cm toprak 500 yılda oluşur. (Permakültür bilgisi ile birkaç yılda yeni üst toprak meydana getirebiliyoruz. Bereketli toprak elde etme)
 

Temiz Hava

İnsanoğlu olarak son 200 yılda dünyanın havasını değiştirdik. Nefes aldığımız havadan önceden bulunmayan türlü kimyasallar var ve bazı gazların oranlarında da ciddi artışlar var. Aşağıdaki tabloda havadaki değişimi göreceksiniz.

 

SERA GAZI

1750 öncesi oranı

Temmuz 2009 oran

Artış Nedeni

Atmosferdeki ömrü (yıl)

Konsantrasyonlar milyonda bir olarak (ppm)

Karbon dioksit (CO2)

280

384.8

fosil yakıtlar, çimento üretimi, arazi kullanımındaki değişimler

~ 100

Konsantrasyonlar milyarda bir (ppb)

Metan (CH4)

700

1857

Fosil yakıtlar, pirinç tarlaları, çöplükler, büyükbaş hayvanlar

12

Azot Oksit (N2O)

270

321

Suni gübre, motorlarda içten yanma, endüstriyel aktivite

114

Troposferik ozon (O3)

25

34

saat-gün

Konsantrasyonlar trilyonda bir (ppt)

CFC-11 (trikloroflorometan) (CCl3F)

sıfır

246

Soğutucular

45

CFC-12 (CCl2F2)

sıfır

541/537

Soğutucular

100

HCFC-22(CHClF2)

sıfır

197

Elektronikler, soğutucular

12

HCFC-141b(CH3CCl2F)

sıfır

21

endüstriyel aktivite

9.3

HCFC-142b(CH3CClF2)

sıfır

20

endüstriyel aktivite

17.9

Halon1211(CBrCIF2)

sıfır

4.4

endüstriyel aktivite

16

Halon1301(CBrCIF3)

sıfır

3.2

endüstriyel aktivite

65

HFC-134a(CH2FCF3)

sıfır

49

endüstriyel aktivite

14

Karbon tetrachlorit (CCl4)

sıfır

90

endüstriyel aktivite

26

Metil kloroform(CH3CCl3)

sıfır

12.7

endüstriyel aktivite

5

Kükürt heksaflorit(SF6)

sıfır

6.40

endüstriyel aktivite

3200

 

AMERİKAN Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) uydu haritaları, son 10 yılda İstanbul’daki kontrolsüz büyüme ile havadaki solunumu kirleten azot dioksit oranının yüzde 50 oranında arttığını tespit etti. Kirlilik artışı, Ankara’da yüzde 30, İzmir’de ise yüzde 10’da kaldı. ABD ve Batı Avrupa’da ise kirlilik oranlarının uygulamaya sokulan yeni yönetmelikler sayesinde 10 yıl öncesine göre yüzde 20 ile 50 arasında azaldığı görüldü. Hava kalitesi göstergelerinin yeni ve yüksek çözünürlüklü küresel uydu haritaları kullanarak tespit eden NASA bilim insanları, 2005 ve 2014 yıllarındaki dünyanın çeşitli bölgelerindeki 195 farklı şehir üzerindeki hava kirliliği trendlerini takip ederek karşılaştırdı.

Haber kaynağı linki

 

Temiz Gıda

Ne yersek oyuz.

  • Temiz hava, temiz su, temiz toprak olmayınca temiz gıdaya erişim de çok zor oluyor. Şehirlerde marketlerde organik reyonu dışındaki gıdaların neredeyse tamamı modern tarım ve modern endüstri ürünleri ve üzerlerinde, içlerinde sağlığa zararlı türlü kimyasallar içeriyorlar. Sağlığımız etkileniyor.

  • ABD ve Avrupa'da bile şehirlerde tüketilen gıdanın sadece %4'ü organik. Haber kaynağı linki

  • Temiz gıdaya erişim gittikçe zorlaşıyor. Kendimiz ve yakın çevremiz için yerelde 'temiz gıdaya erişim toplulukları' kurarak kendi doğal gıdamızın temini için çaba göstermeliyiz.

  • Temiz gıda üreten kaynakları bulabiliriz, kendi gıdamızı üretmek üzere topluluk bahçeleri kurabiliriz.

  • Belentepe Yazıları: Temiz Hava, Temiz Su, Temiz Toprak

 

Evet, 'ilerlemek ve gelişmek için; artan insan nüfusunu doyurabilmek için doğanın katli vaciptir' diye bir anlayışla devam ediyoruz ama bu davranışın sonuçları var:

Semptomlar

  • Artan kirlilik
  • Artan hastalıklar (maruz kaldığımız türlü kimyasallar, değişen iklim koşulları yüzünden)
  • Artan toplumsal huzursuzluklar
  • Artan normal dışı iklim olayları: seller, fırtınalar, yangınlar, kuraklık...
    • Artan can kayıpları, maddi kayıplar
    • Gıda üretiminde kayıplar, artan gıda fiyatlar
  • Toplu canlı ölümleri (arılar, kutup ayıları, balinalar, deniz mercanları, ağaçlar...)
  • Canlı göçleri: göçedebilen daha normal yerlere kaçmakta (Akdeniz'de görülen tropik deniz canlıları, göçeden böceklerle yayılma riski olan tropik hastalıklar...)

  • İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ

 

 

İklim Değişikliği

A.B.D.'de Yale Üniversitesi'nin yaptığı bir araştırmaya göre amerikalıların %69'u iklim değişikliğinin gerçekleştiğine inanıyor, ama bunun insan etkisiyle oluştuğuna inananların oranı sadece %52. Yani ABD'li halkın yarısı iklim değişikliğinin insanoğlu nedeniyle gerçekleştiğine inanmıyor.

Bilim insanlarının %97'si bilimsel verilere dayanarak, iklim değişikliğinin insan etkisi nedeniyle meydana geldiğini savunuyor (haber kaynağı linki). Yale Üniversitesi araştırmasına göre ABD'lilerin %48'i, yani yine neredeyse yarısı bilim insanlarının böyle bir sonuca vardıklarına inanmıyor. Ama nasılsa insanların %70'i iklim bilimcilerin bilimsel verilerine güveniyor. Haliyle ciddi tezatlar var.

Çocukluğundan beri Şubat aylarında Uludağ'ın kar pistlerinde kayak yapmış birine, Şubat ortasında Uludağ'da sıcaklığın 20 derecelerin üzerinde olacağı ve karların eriyip çimlerin çıkacağını söyleseler İNANMAZ haliyle. Çünkü kendi bildiği kadarıyla, yaşlılardan da teyid ettiği kadarıyla Uludağ'da Şubatlar hep soğuk ve karlı geçer. İnanma(ma)k başka, gerçekler başka. İnsanların %97'si iklim değişikliğine inanmıyor olsa bile, bu gerçekleşmediği anlamına gelmiyor. 2016 Şubat'ında Uludağ'da 26 derece sıcaklar vardı (haber kaynağı linki).

Yine Yale Üniversitesi araştırmasına göre insanların sadece %56'sı iklim değişikliği konusunda endişeli ve sadece %38'i iklim değişikliğinin kendisini etkileyeceğine inanıyor. %67'si hiçbir zaman iklim değişikliğinden bahsetmiyor. Türkiye'de de durumun çok farklı olduğunu düşünmüyorum. Ana akım medya nadiren, normal dışı bir afet olduğunda kısa bir haber yapıyor, o kadar. Sebepleri, çözümleri konuşan pek yok.

İnsanların en az yarısının, belki çoğunluğunun insanlığı etkileyecek en büyük problem konusunda bu kadar bilinçsiz, umarsız olması çok ürkütücü. 'Nasılsa beni etkilemeyecek' diyerek günlük koşturmalara devam... AMA gerçek şu ki, iklim değişikliği şu anda milyarlarca insanı etkiliyor ve etkisi hızla daha da artacak.

İklim değişikliği beni nasıl etkiliyor? (Uludağ eteklerindeki Belentepe Çiftliği'nden gözlemler)

Sizi de etkiliyor mu? Bizimle paylaşmak ister misiniz? (FORM)

Bilimsel Kanıtlar

1700'lerde havada sadece milyonda 280 oranında bulunan karbondioksit (CO2) gazı, endüstri devrimi sonrasında fosit yakıtların tüketiminin hızla artmasıyla %43 oranında artış göstererek 2015'te milyonda 400 oranını aştı. Modern yaşamda bağımlısı olduğumuz fosil yakıtları artan oranda tüketmeye devam ediyoruz ve biz fosil yakıt yaktıkça, havaya da artan oranda karbondioksit salınıyor.

karbondioksit bir sera gazı olduğu için dünyanın ısınmasına ve iklimlerin değişmesine, doğal denge ve döngülerin bozulmasına yol açıyor. Dünya genelinde sıcaklık ortalamalarında şimdiden 1 derecelik artış var ve bu artış hızla devam ediyor.

 

Son 1000 yıl içinde görülmemiş şekilde sıcaklıkarda artış var ve sıcaklık artışı ile fosil yakıt tüketimi aynı döneme ve aynı trende rastlıyor:

 

İnsan nüfus artışı ile fosil yakıt tüketim artışı da benzer döneme ve benzer davranışa sahip:

Nüfus artarken, tüketimde de üstel artışlar oluyor:


http://igbp.net/globalchange/anthropocene.4.1b8ae20512db692f2a680009238.html

Doğanın denge döngülerinde de üstel artışlı değişimler meydana geliyor:

Doğal afetlerde de üstel artışlar yaşanıyor:

 

 

  • Normal dışı afetlerde büyük artış var.
  • Her geçen gün dünya genelinde normal dışı olaylar sayı ve şiddet olarak çok daha fazlalaşacak.
    • Kırsalda yaşayanlar bu gidişatın canlı tanığıdır.
  • Doğada hızla ve ciddi boyutlarda anormalleşme yaşanıyor.

http://old.grida.no/graphicslib/detail/number-of-disasters-per-year_1408

 

2011'e gelindiğinde Suriye'de 4 yıldır süren bir kuraklık vardı. Toprağın bereketi kayboldu, mahsul alınamadı, hayvancılık çöktü ve gıda fiyatları hızla yükseldi. En az 1.2 milyon kişi bu kuraklıktan etkilenmişti. Kırsalda yaşayanların gelirlerinde %90'a varan düşüşler oldu. Kırsalda geçinemeyenler şehirlere toplu göçlere başladı ve toplumsal huzursuzluk.. iç savaş.

Kaynak: Human Rights Council of the United Nations, Report of the Special Rapporteur on the right to food, Olivier De Schutter (January 27, 2011): 5. http://www.srfood.org/images/stories/pdf/officialreports/20110121_a-hrc-16-49-add2_country_mission_syria_en.pdf

 

Bunlar Normal Şeyler Değil!

 

2015 sonuna doğru kuzey yarım kürede çok garip havalar yaşandı. 25 Aralık'ta New York şehri gün ortası sıcaklığı 22 derece, Los Angeles şehri ise 17 dereceydi. ABD'liler krismas kış tatilini yaz sıcaklarında geçirdi. Ardından fırtına soğuklar, seller geldi. ABD'de sel, fırtına, hortumlardan 28 kişi öldü. İngiltere'de geniş alanlarda meydana gelen sellerde 6700 bina su altında kaldı. Paraguay, Uruguay, Brezilya ve Arjantin'deki seller yüzünden yüz bin kişi evsiz kaldı.

2016'ya girerken hem ABD'ye hem de Türkiye'ye kutup soğukları geldi. Çünkü Atlas Okyanusu üzerinden kuzey kutbuna çıkan bir sıcak hava dalgası, kutup soğuklarını kutuplardan daha güneye, bize kadar itmişti. Ve biz burada eksi dereceleri yaşarken, kuzey kutbunda normalde -30 derece olması gereken sıcaklık artı derecelere yükselmişti ve buzlar eriyordu. Kışın kuzey kutbunda buzul erimesine ilk defa şahit oluyorduk.

 

Sağda Kuzey Kutbunun buzul seviyelerinin yıllar içindeki değişim grafiğini görüyorsunuz. 1978'den 2017'ye kadar buzul seviyeleri üst üste grafiklenmiş. 1978'ten beri seviyelerin benzer trendle azalmakta olduğu belli oluyor. Ama 2016'da farklı bir davranışa geçiyor. Ağustos 2016 sonrasında aslında kışa yaklaşırken buzul seviyesinin artması gerekirken, azalma yaşanıyor ve geçmiş trend bozuluyor. Bu bozuk trend 2017'de de devam ediyor, yani eski haline dönmüyor.

2016 yılı dünya tarihinden önemli bir yer alacak çünkü artık bundan böyle eski normalleri yaşayamayacağız.

Kutuplar dünya ortalamasından 2.5 kat daha fazla ısınıyor ve kutuplarda değişim de haliyle daha hızlı gerçekleşiyor. Kutuplarda şu anda yaşananlar bizler için acil uyarı olmalı.

 

 

 

http://nsidc.org/data/seaice_index/

 


Nasa'dan 1880-2010 arası küresel sıcaklık değişimleri animasyonu (üstteki resim üzerine tıklayın)

 

 

Doğanın Dengesi ve Normaller Nasıl Bozuluyor?

 

Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) 1950'de kurulmuştur ve bu tarihten bu yana dünyanın hemen her bölgesindeki iklim verilerinin kaydını tutmaktadır. Aşağıdaki grafikte 1950-1980 arasındaki ortalama sıcaklık değişimini görüyorsunuz.

 

 

Yandaki grafiğin neredeyse mükemmel bir çan eğrisini temsil ettiğini gözlemleyebilirsiniz. Çoğunluk ortalamada, standart sapması az, bir denge, düzen var. Dünya ikliminde milyonlarca yıl içinde bir denge, düzen oluşmuştu. Mevsim normalleri vardı, bahar yağmurları, kışın bol yağış ve kar. Uzun yıllar içindeki aylara göre sıcaklık ortalamaları da istikrarlı idi. Mesela Haziran'da sıcaklık ortalaması 20 derece ise, herhangi bir haziran gününde sıcaklığın 19-21 derece arası olması normaldi ama çok nadiren 18 derecenin altında veya 22 derecenin üzerinde sıcaklıklar olurdu. 1-2 derecelik sıcaklık farkı da önemli değildi. İnsanlar bu normallere güvenerek tarım, hayvancılık yaptılar, geçim sağladılar.

 

Şimdi 1950-80 arasını baz alarak, 1981-1991 arasındaki değişime bakalım:

Artık bir yılın 365 gününün büyük kısmında geçmişe göre çok daha sıcak günler yaşıyoruz. Ortalamaların 4-5 derece üzerinde günlerin sayısı da gittikçe artıyor.

 

1990'larda sıcağa doğru kayma hızlanıyor.

 

Ve 2001 ile 2011 arasındaki değişim:

Artık yazın herhangi bir gününde, uzun yıllar ortalamasından 3-5 derece daha sıcak veya 2-3 derece daha soğuk günler olma ihtimali arttı. Yani bir başka deyişle bir günden diğerine sıcaklığın 7-8 dereceye farklı olma ihtimali arttı.

Bir sınıfın not ortalaması ile standart sapması örneğindekinin aynı burada yaşanıyor. Geçmişte iklimde, sıcaklıklarda bir istikrar, denge varken, şimdilerde standart sapması fazla olan sınıftaki durum yaşanıyor. Nasıl o sınıfta notlar bir uçtan öbür uca zıplıyorsa, bugün de hava sıcaklıklarında sürekli zıplamalar yaşıyoruz. Kış olmasına rağmen Ocak ayı başında 27 derece veya Şubat ortasında 20 derecenin üzerinde sıcaklar görüyoruz ve hemen sonrasında eksi derecelerde soğuk havalar ve kar gelebiliyor. Normal dışı iklim olaylarında (kuraklık, seller, orman yangınları, aşırı sıcaklar ve aşırı soğuklar) bir artışın yaşadığını farketmeyen var mı?

Peki doğada bu zıplamalar sonucu neler oluyor? Bitkilerin tamamı stres altında, erken bahar geldiğini sanan ağaçlar tomurcuklanıyor ve ardından gelen bir kar, don o ağaçlara büyük zararlar veriyor, verim/bereket düşüyor...

 

Yukarıdaki grafiklerden genel gidişatın daha sıcak günlere doğru olduğu net görülüyor. Ne kadar daha sıcak? Daha şimdiden dünya genelinde sıcaklık ortalaması 1 derece arttı. Bilim insanları toplam 2 derecelik sıcaklık artışını garantilediğimizi ve bunun üzerine çıktığımız takdirde dünya üzerinde bildiğimiz, alıştığımız hayatın sonlanacağını söylüyorlar.

Belentepe Yazıları: Doğadan Ders Almak, Çan Eğrisi

 

 

Gidişatta Benim de Payım Var. Ben de Problemin Parçasıyım.

 

 

Yaşam tarzımla doğanın, dünyanın gidişatına etki ediyorum. Tek başına pek bir etkim olmuyor gibi görünebilir ama aynı şeyi milyonlar, milyarlar yapınca büyük bir etkisi oluyor.

  • Kısıtlı ortamda
  • Artan oranda çoğalma,
  • Artan oranda kirletme,
  • Artan oranda şehirleşme
  • Sürdürülemez
  • DÜNYAMIZ ve DOĞAL KAYNAKLARI KISITLIDIR.

Tükettiğimiz kaynaklar, gıda, ulaşım, ısınma/enerji ihtiyaçları... hepsi birlikte bireysel ekolojik ayak izimizi oluşturuyor. Yaşam şekline göre ayak izi de değişiyor.

 

Dünyanın kısıtlı kaynaklarının hepsi bir arada dünyanın 'biyokapasite'sini oluşturuyor. Dünyanın kaynaklarını sürdürülebilir bir şekilde kullanabilmek için tasarruf etmemiz gerekir ancak tam tersine hem insan nüfusu artıyor hem de tüketim. Öyle ki 1970'lerde sürdürülebilir kapasite aşılmış ve şu anda %40 daha fazla aşmış durumda.

Yani aslında gelecek nesillere kalması gereken kaynakları tüketiyoruz ve böyle devam ederse, çocuklarımız aşırı kirlenmiş, yeterli kaynak olmayan bir dünyada hayat mücadelesi vermek zorunda kalacaklar.

 

Sağdaki grafikte Türkiye'nin biyokapasitesi ve Türk insanının toplam ekolojik ayakizi gösterilmekte. Ülkemizin sürdürülebilir taşıma kapasitesini biz de 1970'lerde aşmışız. Kaybettiğimiz, yokettiğimiz, kirlettiğimiz toprak, su, yeraltı kaynakları, ormanlar aslında çocuklarımızın kaybolan geleceğidir.

Türkiye'nin biyokapasite ve ekolojik ayak izi raporu (footprintnetwork.org'dan)

 

 

Soldaki grafikte Türkiye genelinde zaman içindeki yağışlardaki değişimi görüyorsunuz. Kırmızı ile gösterilen bölgelerde zaman içinde yağışlarda azalma var. Yeşille gösterilen bölgelerde ise yağışlarda artış. Kırmızının büyük olduğu yerler, yağışların en fazla azaldığı bölgeler.

Ülkemiz genelinde, Doğu Karadeniz dışında yağışlarda azalma var.

 

 

Sağdaki grafikte ise yıllık ortalama sıcaklıklardaki değişimi görüyorsunuz. Kırmızı ile gösterilen bölgelerde sıcaklıklarda artış var. Kalın kırmızı olan bölgeler ise en çok ısınan bölgeler.

Ülke genelinde sıcaklıklarda bir artış var - ki dünya genelindeki gidişata da uyuyor.

 

 

İklim bilimcilerin yakın gelecekteki kuraklık tahminlerine göre dünyada en hızlı kuraklaşacak, çölleşecek bölgeler içindeyiz!

 

Türkiye çölleşme risk haritası. Yakın gelecekte en riskli bölgeler.

İşte bu nedenlerle ayrışma, tartışma, zaman kaybetme yerine, hep birlikte seferberlik içinde ülkemizin biyokapasitesini korumalı, daha da dirençlendirmeli ve yaklaşan büyük tehlikeye karşı birlikte mücadele etmeliyiz.

Yaşam kaynaklarımız hızla tükenirken, yapabileceğimiz en kötü şey yangına körükle gitmektir. Çok şeyleri yanlış yapıyoruz ve hepimiz yapıyoruz. Başkasına suç atmanın faydası yok.

Kendi yanlışlarımızı görmeli ve problem olmaktan çıkıp çözüm olmalıyız. Ancak herkes bu şekilde davranırsa yangının sönme ihtimali doğar. Çocuklarımızın geleceği için elimizden geldiği kadar çaba göstermeliyiz.

 

Aralık 2015 - Kasım 2017 arası kuraklık durumu:

https://www.mgm.gov.tr/veridegerlendirme2016/kuraklik-analizi.aspx#sfU

 

 

Soldaki harita ülkelerin toplam kara alanlarının yüzde kaçının orman olduğunu gösteriyor. Güney komşularımızda ormanlar %3’ün altında. Bizde %27 ve kuzey komşumuz Bulgaristan’da %37. Göç alan Avrupa ülkelerinin hepsinde de %30’un üzerinde.

İnsan yaşamı ve orman birbirlerine tahmin edemeyeceğiniz kadar bağlıdır. Çünkü ormanların doğanın denge ve döngüsünde kritik görevleri vardır. Eğer orman kaybolursa yerel ekosistemler çökmeye başlar. Yağmurlar azalır, kuraklık artar ve en sonunda çölleşir. Çöllerde pek fazla sayıda insan yaşayamaz çünkü çok zor koşullardır – ancak yerel bilgi, beceri, çalışkanlık, yardımlaşma gibi meziyetleri olanların yaşama şansı vardır.

Yapabileceğimiz en önemli işlerin başında ülkeyi ormanlaştırmaktır. Ancak ekosistem mantığı ile ormanlaştırmak gerekir, yoksa aynı cinsten veya birkaç cinsten ibaret dikilmiş olan binlerce ağaçtan gerçek anlamda orman oluşmaz. Orman oluştururken birden fazla fayda sağlayacak 'Gıda Ormanları' tasarımı ve çalışmaları yürütülebilir.

Dünya Ekonomik Forumu'nun (World Economic Forum) her yıl başında yayınladığı Küresel Risk Raporu 2017 önümüzdeki 10 yıl içinde küresel etkisi olabilecek riskleri inceliyor. 750 uzman 30 ciddi küresel riski ve bunlara sebep olan 13 değişik eğilimi inceliyor. 2017 raporunda 5 en önemli risk şunlar:

Olma ihtimali yüksek olanlar:

  • Ekstrem hava olayları

  • Zoraki kitlesel göçler

  • Büyük doğal afetler

  • Büyük çaplı terörist saldırılar

  • Büyük çaplı veri hırsızlığı

?

Etkisi açısından en önemli 5 risk:

  • Kitlesel imha silahları

  • Ekstrem hava olayları

  • Su krizleri

  • Büyük doğal afetler

  • İklim değişikliğine karşı önlem alamamak

Küresel Risk Raporu 2017'nu inceleyin (ingilizce)

 

ÇÖZÜM: Sürdürülebilir Yaşama Doğru Dönüşüm

 

Yukarıda verilen bilgilerden anlaşılacağı üzere durum pek iç açıcı değil.

Yine de hayat devam ediyor ve hala birçokları için mevcut hayatta büyük sorunlar yok gibi. Özellikle şehir insanı doğadaki değişimden bihaber, kopuk. Ama bu değişim hızlandıkça herkesin ve özellikle şehirlinin de ciddi etkileneceği aşikar. Aslında şimdiden şehirli de etkileniyor; artan gıda fiyatlarıyla, temiz suya, temiz havaya, temiz gıdaya erişim sorunlarıyla, normal dışı doğa olaylarıyla (27 Temmuz 2017'de İstanbul'daki dolu felaketi)...

Durum bu kadar berbatken ben ne yapabilirim?

Permakültürle sürdürülebilir yaşam alanları tasarımında kullanılan bileşenler arasında ilişkilere bakarken 3 ayrı senaryoyu düşünürüz: negatif, nötr, pozitif. Bizim de birey olarak genel gidişata etkimiz bu 3 alternatiften birine düşüyor. Tasarımda bileşenlerin etkilerini inceleyen tablolar hazırlarız, işte bir tablo:

Gidişata bireysel etkimiz
Gidişata topluluk olarak etkimiz
Sonuç
negatif
negatif
felaket
nötr
negatif
felaket
pozitif
negatif

felaket

(bireysel olarak pozitif etkide bulunsak dahi, çoğunluk negatif etkideyse fark etmez)

negatif

nötr

pozitif

nötr
felaket önlenebilir mi? Belirsiz.

negatif

nötr

pozitif

pozitif
Eğer çoğunluk pozitif etkide bulunursa, az sayıda bireyin negatif etkisi az olur ve sürdürülebilir yaşam mümkün olabilir.

Eğer çocuklarımıza, gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya kalsın istiyorsak, büyük çoğunluğun kötü gidişata karşı pozitif etki etmesi gerekiyor. Ancak bireysel çabalar faydasız anlamı çıkmamalı, aksine başlangıç bireysel çabalarla olmak zorunda, bu sayede diğerlerine örnek olabiliriz. Örnekler çoğaldıkça çözüm olasılığı da artar.

Eğitimlerde paylaştığım 'bal kuş' hikayesi ile noktalamak isterim:

"Bir gün ormanda yangın çıkar. Hayvanları ormandan dışarıya doğru koşuşurken ufak bal kuşu (çiçeklerini özünü emen, ufak uzun bir gagası vardır, ancak birkaç damla özü ağzına çekebilir) derenin üzerine uçar ve dereden birkaç damla su alıp yangının üzerine bırakır. Bunu gören hayvanlar 'yahu sen ne yaptığını sanıyorsun, ne fayda?' derler. Bal kuşu da, 'ben kendi üzerime düşeni yapıyorum eğer siz de yaparsanız, belki o zaman yangının sönme ihtimali doğar' der. "

Müslümanlıkta da şöyle bir Hadis'i şerif var: ' Kıyametin kopacağını bilseniz, elinizdeki fidanı dikiniz.' Buharî, el-Edebül-Müfred

Diyanet İşleri Başkanlığı, Web Kütüphanesi, Özet Olarak İslam, Sosyal İlişkiler ve Çevredekilere Karşı Görevler:

"İslam dininin temel hedefi, insanların dünyada huzur, güven ve mutluluk içinde yaşaması, ahirette de ebedi saadete ulaşmasıdır.

Yeryüzüne halife olarak gönderilen ve bütün mahlukat emrine verilmiş olan insanoğlunun, kendisine emanet edilen doğal hayatı koruması, temel görevlerindendir. Nitekim Kur'an'da bu ödeve işaret edilerek "... O sizi yeryüzünden (topraktan) yarattı ve sizi oranın imarında görevli kıldı." buyurulmaktadır ( el-Hud suresi 11/61).

Buna göre tabii dengeye zarar verecek her türlü anlayış ve eylem, Kur'an'ın bu mesajına ters düşer. Bu sebeple, sorumluluk bilincinde olan Müslüman, kainattaki eşsiz düzeni, ahengi ve dengeyi korumak, gelecek kuşaklara tahrip etmeden aktarmak için elinden gelen gayreti gösterir, bunları bozacak ve tahrip edecek tutum ve davranışlardan uzak durur...

… Bu nedenle doğayı korumak, Allah'ın bir ayeti olarak onun değerini takdir etmek; ona yapılan kötülük de, Allah'a karşı yapılmış nankörlük olarak değerlendirilmiştir.

… Normal şartlarda tabiat kendi ekolojik dengesini muhafaza etmektedir. Fakat tabiatın insan eliyle aşırı tahribi ve kirletilmesiyle bu denge bozulabilmektedir. Bu itibarla tabiatı tahribe yönelik her türlü davranış, Allah'ın kanunlarını bozma teşebbüsü olarak algılanmalıdır... "

 

Şimdi bireysel olarak, hep birlikte yapabileceklerimize bakalım, atacağımız ufak adımlar büyük sonuçlara doğurabilir.
 
Untitled Document

Benko Bilgisayar Yazılım Mühendislik İnşaat ve Tic. Ltd. Şti.
Demirci Mah. Anıl Sokak No: 4 16059 Nilüfer / BURSA
Telefon:
0(532) 614 99 43
Eposta: info@benkoltd.com